Türkiye'nin En Vitaminsiz Forumu

Geri git   Türkiye'nin En Vitaminsiz Forumu > Düşünce Dünyası > Her Telden > Yaşam Hikayeleri

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04 Ağustos 2010   #1 (permalink)
Durumu:
Çevrimdışı
Yağmur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 02 Ara 2009
Nerden: Nereye :)
Yaş: 29
Mesajlar: 2.168
Konular: 1.736
Rep Puanı: 10
Rep Derecesi : Yağmur is on a distinguished road
Beğenilen Mesajları: 1
Beğendiği Mesajlar: 0
Öğretmen Şükran için o an hayatın son tutamağı, son anı gibiydi. O gün öğretmen eşi Sadık’la aralarında yaşanan tartışma neticesinde 5 yıllık evlilikleri esnasında ilk defa tokat atması nedeniyle hayatının karardığını düşünerek inşaat halindeki bir binanın 5. katına çıkarak zeminin son noktasına gelmiş atlamak ve atlamamak arasında düşünüyordu. İçinden bir ses “ Bunca yıl birlikte yaşa, her şeyini paylaş ona bir evlat ver, buna rağmen tokat ha! Bunun sonunu görecek ben öldükten sonra inim inim inleyecek yaptıklarına pişman olacak” diyordu. Diğer yandan bir seste “Bizler okumuş insanız evet bir hata yaşanmıştır. Ancak bunun çözümü intihar mı? Asla, asla olmamalı. Eşini düşünmesen bile, ya geride kalan yavrucak ne olacak, onun geleceğini çalmaya hakkın var mı? Ya okuldaki mini mini talebelerine ne demeli? Onların hayatlarının baharında iken senin mücadeleden kaçan bu tavrın nasıl olumsuz etki bırakacağını hiç düşündün mü? “.
O içinden bu ikilemleri yaşıyordu. O esnada birileri onu fark etti ve aşağıdan ona doğru bakıyorlardı. Şükran üniversite yıllarını düşündü Sadık ı nede çok sevmişti, o da onu çok sevmişti. Ya o evlenme teklifi yaptığı gün!
***** ***** ****
Şükranla Sadık üniversite son sınıfta iken o yılın Mayıs ayında bir mesirelik yerde oturmuş konuşuyorlardı.
Şükran:
- Okulun da bitmesine az kaldı bakalım bizi gelecekte neler bekliyor, hem dersler hem de KPSS’ ye çalışmak bu yıl beni zorladı. Bir an önce mesleğime kavuşmak istiyorum.
Sadık:
- Şükrancığım biliyorsun ben de aynı durumdayım. Belki de bu buluşmamız ya son buluşmamız veya yeni bir başlangıcın buluşması olacak.
- Ne demek istedin anlamadım?
- Söylemekte zorlanıyorum, ancak birbirimizi bunca tanıdıktan sonra benim de ciddi bir ilişki amaçladığımı tahmin etmiş olabileceğini düşünüyorum. Bugün benim doğum günüm. Bu buluşmamızın hayatımda ikinci doğum günü olmasını umarak Şükran sana teklifim şu, benimle evlenir misin?
Şükran hem şaşırmış, hem de büyük bir sevinçle yerinden fırlayarak Sadık a sarılarak:
-Hayatım bunca zamandır bu teklifini bekliyordum, böyle anlamlı günde bu teklifin çok daha anlamlı oldu. İnşallah evlendikten sonraki yıldönümlerimizde hem evlilik hem de doğum günü kutlarız.
İkisi de çok sevinçliydi bir kez daha sarılarak ayrılarak yerlerine oturmuş ve geleceklerini konuşmaya dalmışlardı. Çevredekilerin meraklı bakışların farkında bile değillerdi. Güneş ışıl ışıl, kuşlar cıvıl cıvıl, çiçekler ve ağaçlar ayrı bir koku ve güzellik yayarken kendileri adeta cenneti yaşıyorlardı. Mutlu bir gelecek hayali görüyorlardı. Öyle ya üniversite okumuş, öğretmenliğe adım atma noktasına gelmiş iki aydın kişi idealist öğrenciler yetiştirebilirdi. Dünyalar onların olmuştu sanki. Artık o an güneş daha sevecen, daha sıcak ısıtıyor. Kuşlar zevkten ve neşeden daha bir güzel şakıyor, arılar farklı vızıldıyor çiçekler ve ağaçlar daha da güzel olacaktı. İnançları bu konuda tamdı.

***** ***** *****

Evet, bunları hayal etti Şükran. Ancak şu an evliliklerinin 5. yılında tartışmışlar ve şiddet görmüştü. Güneş sanki ışıklarını yakmak için salıyor gibiydi. Her taraf toz, duman ve kasvetliydi. O, güzel sözler ve yaşantılar geride kalmıştı. Artık kendisin yaşamın kıyısında hissediyordu. Aşağıda birçok insan toplanmış polis, ambulans arabaları gelmiş, ellerinde fotoğraf makineleriyle gazeteciler görünüyordu. Bu insanlar ne diye bakıyordu ki ona? Onları ne ilgilendirirdi kendi hayatı değil miydi? Artık hiç mi hiç, hiçbir şeye karşı sorumluluk hissetmiyordu. Ama o da ne! İçinden o güzel yüzlü, dünyanın en güzel çocuğu, kızı İlknur’un görüntüsü gözünde şekilleniyor ve şakıyarak “gitme anne, gitme anne beni nasıl bırakırsın” diyordu. Şükran, “ yavrum benim, seni bırakmak istemiyorum. Ancak baban bana bunu yapmamalıydı. Cezasını çekmeli.” Kızı ise vicdanının sesi haline gelmişti. “Anne hayat bitmedi isteyerek sahip olmadığın bu hayata, isteyerek son veremezsin! Bir kızgınlıkla hayatla bağın olan bana, öğrencilerine, güneşe, ağaçlara, çiçeklere, arılara, kuşlara ceza veremezsin. Hayatında olan her şeyin sende hakkı var. Bu güzellikleri solduramazsın buna hakkın yok.”
Şükran; kendi kendine sayıklıyordu. “Allah, Allah şunun söylediklerine de bak. Neler de diyor.” Aslında vicdanı kızı şekline bürünmüş haykırıyordu. İntihar etmemek için bahane arıyordu. Ancak eşine de çok kızgındı. Nasıl yapardı bunu? Okumuş iki insan. İnsanlar şimdi onlara ne derdi? Gözündeki bu morluğu nasıl izah ederdi? “Meğersem ne ayıymış da haberim yokmuş.” . Diğer yandan içinden başka bir ses ; “Hayır eşim aslında bir karıncayı bile incitmez, 5 yıldır çok güzel bir yaşantımız vardı”. Ne olduysa bugün olmuştu. Akşam hem Sadık’ın doğum günü hem de evliliklerinin 5. yılını kutlayacaklardı. O gün cumartesi günü tatildi ve bu özel anlamı dışında bir işleri yoktu. Kahvaltı esnasında Sadık;
—Şükran annem memlekette yalnız kalıyor. Biraz da bizde kalsın hem de İlknur’a da bakar, annemi zorla ikna ettim, sana söylemedim bu gün gelecek, akşam mutlu gecemize o da katılacak.”
Şükran şaşırdı, kendisine danışılmadan eşi bir karar vermişti.
— İyi de bana bir sorsaydın ya biz evde neyiz
Sadık bozulmuştu.
— Hayatım, ani karar verdim. Ne yani şimdi geri dön mü diyeyim.
— Ne dersen de, en fazla üç gün kalır gider. Bana danışmazsan adam yerine koymazsan sonucuna katlanırsın.
— Hayatım anlıyorum da. Aniden karar verdim. Olur, mu öyle şey?
— Aniymiş bu kaçıncı ani karar ? misafir çağırırsın ani olur. Ev için taksite girersin ani olur. Çocuğu kreşe verirsin, ani olur. Bu kaçıncı ani karar verilen?
— Ya haklısın da bizim kötülüğümüze mi karar veriyorum.
— Ne olursa olsun bana danışmadan çok karalar alıyorsun. Artık buna dur demenin zamanı geldi.
— Yok ya, ben anneme şimdi geldin hadi tekrar git diyemem
— Ben anlamam, ben hiç ilgilenmem ya da ben söylerim.
— Ne diyorsun sen, dediklerini kulakların duyuyor mu? İnsanı çileden çıkarma ne yani evin erkeği olarak hiç mi karar veremeyeceğim. Ev benim ev buradan annem çıkmaz hiçbir kuvvet de çıkaramaz. Bunu o boş kafana sok.
— Bak, bak, bak! Beyefendi hakaretlere de başladı. Ne bu maçoluk? Beyefendiliğin arkasında meğerse maçoluk yatıyormuş
— Bak kafamı sabah sabah.
— Bozarsam ne olur?

Sadık’ın artık gözleri görmez olmuş, öfkeden deliye dönmüştü. Karşısında eşi kendisine kafa tutuyordu. Olacak şey miydi? Şuna haddini bildirmeliydi.
— Bana bak kapat çeneni, yoksa ben kapatmasını bilirim!
—Yapma ya! Nasıl kapatacaksın bakalım?
—Böyle işte! Diyerek bir tokat attı Sadık, Şükrana.
O anda ikisinin de dünyalarında şimşekler çakmış, sanki ikisinin de ruh dünyaları cayır cayır alev almış yanıyordu. Ani öfke ile hiç istenmeyen sonuca ulaşmışlardı. Şükran ağlayarak yatak odasına gitti. Kızları İlknur mutfakta ağlıyor, Sadık ne yapacağını bilmiyordu. Ne yapmıştı kendisini tanımıyordu. Bir yandan da içinden bir ses “ Hayır, hayır hak etti, sana nasıl kafa tutar. Kim oluyor o ? Gücün kimde olduğunu öğrenmeli”. Diğer yandan bir ses de : “ Bu sen olamazsın. Hakikaten maço oldun. Öfkene hâkim olmalıydın. Böyle olmamalıydı, hadi git özür dile. Yara büyümemeli” ancak içindeki öfke dinmemişti. Kızını susturmaya çalışıyor, bir yandan da düşünüyordu.” Hayır, biraz zamana yaymalı. Biraz beklesin, evet hatalıyım ama bana öyle davranmamalı, bana da hak vermeli, biraz sonra bakarım.”
Daha sonra kızıyla salona geçti, zaman geçsin diye televizyonu açtı. Gelişigüzel çizgi film açtı kızının ilgisini çeksin diye. Aynı zamanda çizgi filmle ilgilenmeden düşünüyordu. Bu esnada Şükran sinirle dışarı çıkmıştı. Bir kaç saat dolaşmış ve bulunduğu yere gelmişti. Bu kendisine yapılmamalıydı ve eşi cezasını çekmeliydi. Ancak bu ceza mıydı ve kime, ne için? Sağlıklı düşünemiyordu o esnada yanına bir doktorla polisin yaklaştığını gördü.

Polis:
— Hanımefendi, kendinize gelin lütfen, çözülmeyecek sorun yok. Biz yardımcı olmaya geldik.
Beyaz önlüklü doktor:
— Hanımefendi isminiz nedir? Derdinizi bizimle paylaşmak ister misin?
Şükran panikle;
— Gelmeyin, yoksa atlarım. Sizinle hiç bir şey paylaşmak istemiyorum.
Doktor ve polis birkaç metre kala yere çömeldiler.
— Evet yaklaşmıyoruz. Bize kendini anlat adın ne?
— Şükran ATİK, Sadık ATİK’ in eşiyim. Kayalık İlköğretimde öğretmenim. Polis not aldı ve birisiyle telefonla görüştü.
Doktor:
— Anlat ne oldu?
Şükran zorla da olsa konuşmaya başladı. Öldükten sonra Sadık’ın neler yaptığını onlar da bilmeliydi. Başkalarına bu yapılmasın diye. Olanları anlatmaya başladı. Ara sıra aşağıya toplananlara da bakıyordu. Aniden karabalığın içinden bir çocuk dikkatini çekti. Bu sınıfından öğrenci Musaydı. Hay Allah! Ne işi vardı burada. Feryat ettiğini ağlamakta olduğunu fark etti
— Zavallı yavrucak keşke gitse, onun önünde olmaz.
Doktor onun sayıkladığını fark etti. Musa polislerle konuşuyordu. Bir polis Musayla binaya girdi. Şükran panikledi.
— Hayır, hayır o gelmemeli!
Doktor:
— Kim, kim gelmemeli?
— Musa, benim öğrencim o gelmesin
— Neden, bak o da onun gibiler de senin hata yapmanı istemiyor. Gel vazgeç, sorununu çözelim. İnanıyorum eşin de pişmandır.
— Olsun pişmanlık fayda etmez, bunu yapmamalıydı.
— Evet, yapmamalıydı. Hukuki yollar var. Ancak bu böyle olmamalı. Yaşamındaki tanıdığın tanımadığın her şey sana ve sen de onlarla ilgilisin. Sakin ol, rahat düşün. Çocuğunu, mutlu anılarını, öğrencilerini, yaşamı düşün dedi. O esnada Musa gelmişti. Musa ağlayarak feryat ediyordu.
— Öğretmenim gitme, ne olur gitme!
Şükranın içi parçalanıyordu. Evet, gitmemeliydi ama yapılanı sineye çekemiyordu. O esnada eşi Sadık da gelmişti. O da ağlıyor ve zor konuşuyordu.
— Şükran elim kırılsaydı da böyle bir şey yapmasaydım. İnan isteyerek olmadı. Öfkeme hâkim olamadım. Sakın delilik yapma. Sen gidersen ben de peşinden gelirim, hem de İlknur’la.
O esnada İlknur da diğer bir polisin kucağında gelmişti.
Sadık:
— Ne olur affet beni. Hiç yapmadığım yapamayacağım hareketti. Mutlu günler hatırına kendine gel. Eşeklik yaptım, bu eşeği affet. Söz evimiz için, hayatımız için hep birlikte karar vereceğiz.
O esnada kayınvalidesi de gelmişti. O da ağlayarak
— Kızım Sadık anlattı. 3 gün kalır giderim, kendine gel kızım.
Şükran gitmekle, kalmak arasında ikilem yaşıyordu. Evet, eşi hatasını anlamıştı. Keşke ikisi de daha sakin karar verselerdi. Bir anda ikisinin de tansiyonu yükselmişti. Evet, Sadık hiç fiziksel şiddet gösterecek insan değildi. Kendi ailesini anlatmıştı. Anne babası mutlu çiftlerdi. Babası annesiyle tartıştığında en fazla babası küser giderdi sonra eve gelirdi. Ya annesi ya da babası özür diler yaşamaya devam ederlerdi. Kendi ailesi de aynıydı. Şimdi kendilerine ne olmuştu da bu noktaya gelmişti. Yoksa inatçı iki keçi misali inatları mı tokuşmuştu. Keşke sakince konuşabilselerdi.
Şükran kayınvalidesine doğru hamle yaparak:
— Olur mu anneciğim istediğin kadar kalabilirsin. Koşar adım yaklaşarak kayınvalidesine sarıldı. Bu esnada kocası Sadık, öğrencisi Musa da Şükrana sarıldılar. Polis binanın boşluk yönüne doğru geçerek tekrar hamle yaparsa önüne geçmeyi tasarladı. Bu sarılmada herkes ağlıyor, karı koca pişmanlıklarını ifade ediyordu. Yavaş yavaş aşağı indiler. Halk alkışlıyordu. Polis arabasına binerek ilerlerken Şükran çevrenin ve yaşamın farkına varıyor, daha sıcak ve sevecen renklere büründüğünü hissediyordu. Yaşamak, pişmanlık, sevgi, aile çok güzeldi.

Metin Murat Arslan



Seviyorum burasını
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket Ekle
kıyısında, yaşamın

Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Nicole Jordan - Arzunun Kıyısında ( E-Book ) Pusat E-Book 1 10 Haziran 2015 21:35
Sağlıklı Yaşamın Püf Noktaları Nelerdir - Sağlıklı Yaşamın Püf Noktası Nedir Tevfik Soru - Cevap 0 25 Ağustos 2012 00:51
Yaşamın Rüzgarları Estiğinde Yağmur Yaşam Hikayeleri 0 04 Ağustos 2010 08:27
Uzun yaşamın püf noktaları Tevfik Genel Sağlık 0 15 Nisan 2010 12:30
Uzun Yaşamın Sırrı Biliadamları,uzun yaşamın sırrının hücrelerin yaşlanmasını ön Tevfik Genel Sağlık 0 08 Nisan 2010 18:14



VF Logo

Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar.
Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve info@vitaminsiz.com adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.